29 Aralık 2011 Perşembe
NBA Reloaded
gazozuna diyorum çünkü çözümsüzlüğün oyuncular aleyhine olduğu net bilinmesine rağmen restler blöfler bu son ana kadar gerildi ve gereksiz süre kaybedildi ve sezon 66 maça kadar düştü; üstelik zaten zor ve sıkışık olan nba takvimi daha da sıkılaştırılarak; bu sezon skor ortalamasının da özellikle savunmaların bu tempoyu kaldıramaması nedeniyle artacağını düşünüyorum; özellikle koş koş at takımlarının hayatı iyice zor :) konferanslar arası maçların bire düşürülmesi doğu batı maçlarını ve rekabetini önemli oranda azaltacak..
bu kısacık transfer döneminin en atraksiyonel olayı lakersın chris paul hamlesi oldu, odomun mavs'a gittiği bir dönemde gasol + bynum ın gözden çıkarıldığı - ki jackson izi üçgen hücumdan vazgeçildiği izlenimidir - bir teklifte stern baba onaylamadı; öte yandan knicks tyson chandler ile kendi çapında bir BIG 3 yarattı.. tüm bu gürültü koparken Süperman Howardda heç istemediği halde Orlandoda kaldı.. ve sonunda CP3 clippersa gitti, bu yıl alley up sayılarında çift hanelere ulaşan maçlar görebiliriz :)
bizimkilere dönersek utah hiç ummadığı bir anda netse şutlandı, D-Wille tekrar kavuşması kontratının son yılını patlatmak için iyi fırsat umarım tekrar sakatlanmaz.. Semihin işi sakat Varejao ona çok vakit vermez, bu kısa sürede Semih ne yapabilir göreceğiz. Chicagoda Semih Noaha ezilmedi geçilmedi ama geçen yıldan pota altında neler yapabileceğini gösterdi; yine az süre alacağını düşünürsek bunu devam ettirmeli şutunu umarım biraz geliştirmiştir.. ikisi de bu sıkı programda rotasyona daha fazla yer bulabilir. Enes - aslanım- gittiğim takımı play offa taşırım diyordu ama bunun o kadar olmayacağını görecektir, uzun süreler almasını beklemiyorum ama süre aldığı sürece önce Ribaund sonra sayı olarak bekleneni verecektir.. ersan mutsuzdu ama ayrılamadı da efeste kalıp bir avrupa şampiyonluğu yaşasa çok güzel olurdu; en kısa sürede bu takımdan kurtulmalı.. zaza - galatasaraya verdiklerin içn teşekkürler; seni arayacağız - umarım başarılı olursun..
i love this game :)
10 Haziran 2011 Cuma
absolute five..
2-2 olarak sıfırdan başlanan seride Miami açısından şu ana kadar görülen en büyük dezavantaj LeBronun sayı anlamında özellikle son çeyreklerde etkisiz olması ve daha da moral bozucusu 433 maç sonra serinin 4. maçında tek haneli sayıda kalmasıydı.. içeri dalan parçalayan LeBrondan da eser yok.. Oyunun diğer tarafında ise savunma ve top dağıtma anlamında, üzerine ikili sıkıştırmaları çekerek boş alan yaratma bakımından ise üstün özelliklerini sergiliyordu. Dallasta ise Dirkün yorulmaya başlaması, hastalığı, ve sol elindeki sakatlığı onu sıkıntıya soksa da benchin zenginliği ile bu kapatılıyor..
bu ortamda başlayan dördüncü maçta şu ana kadar olmayan oldu ve dallas lakers serisindeki gibi çılgın atmaya başladı.. lakers bu çılgın üçlük ve genel isabet oranı karşısında dağıldı gitti, miami ise silahlarının alternatifli olması - big 3 - ve chalmersın ortaya çıkıp "bugün winner günüm" demesiyle ilk iki çeyrek çok dengeli geçti.. Bu sayı yağmuruna Wadein sakatlanması eklenince daha ikinci çeyrekten farkın açılması işten bile değildi ama Miami maça tutundu.. aslında ikinci çeyreğin sonunda aksayan wadein maça girmesi dezavantaj bile getirdi diyebilirim.. "60-57"
devre arasında Miami kanadında sorulması gereken soru aslında "biz ne yapıyoruz" olmalıydı, çünkü Miami hücum silahlarından daha da önemlisi aslında bir savunma takımı ve dallas gibi ritim bulunca gözü kapalı şut sokan bir takımla "at-at basketbolu" oynanırsa eninde sonunda kaderinizi onların eline bırakırsınız.. bu nedenle oyunu soğutacak ya da defansif anlamda karşı koyacak bir şablon bekledik ama üçüncü çeyrek de aynı şekilde devam etti.
Wadein geri dönüşü, LeBronun triple double oyunu ve bu bölümde Mike Millerın üçlükleri ile Miami oyuna tutunmayı sürdürdü ve hatta Dallasın oyundan biraz düşmesi - ekstra oyunlara girmesi Miaminin öne geçmesini bile getirdi..
bu kadar moral bozucu şut yüzdesine karşı oyunda kalmak, hatta öne geçmek önemli bir konu ama bu işi buraya kadar getirmişken son 4 dakikada 10-1 seri ile tekrar düşmek de ne oluyor? morali artıp ritim bulması gereken Miaminin gardı neden ve nasıl bu kadar düşebiliyor?
son saniye ve inanılmaz zor üçlüklere yenilerini ekleyerek bu seriyi yakalayan dallas geri kalan bir dakikada 4 sayı öndeyken heyecanlı bir son izleyelim derken terry bahsettiğim akılalmaz üçlüklere bir yenisini eklerken 30 saniye kala 7 sayı ile maçı bitirdi.. ve Miami taraftarlarına televizyonu kapattırdı.. maçın sonucunu nba.com dan alıyoruz 112-103...
seri Miamiye dönerken Spoelstra ve Big3 için alınması gereken ders şu olsa gerek:
DEFENSE.. DEFENSE.. DEFENSE..
3 Haziran 2011 Cuma
We are all witnesses..
ilk yarı skoru görüldüğünde öncelikle maçın dallasın istediği şekilde geliştiği görülebiliyor.. Miami her ne kadar daha atletik ve hızlı olsa da, yüksek skorlu giden bir maç yüksek asist sayısıyla ibreyi hep dallas tarafına çevirir.. ilk maçtan her iki tarafında ders çıkardığı ortada, özellikle Wade: bu sefer işi maçın sonuna bırakmadı.. Miamide aksayan en önemli parça defansif yönüyle değil ama ofansta 2/11 ile Bosh bu sefer ve inanılmaz ama LeBronun faul riskine girmesi ile çok aktif bir devre geçirememesi; diğer önemli nokta ise bench katkısının neredeyse sıfır olması - Bibbynin katkısı ile biraz toparlasa da.. Dallas tarafında Nowitski hala lokomotif ritmini bulamadı, terry-peja yokları oynarken bu tarafta da marion sürüklemeye stevenson ile ekstra üçlükler ile skor çekmeye devam ediyor.. "28-23" ve "23-23"
ilk yarıyı 9-0 la kapatan Miami Kiddonun da katkılarıyla ikinci yarıya da 6-0 la girerken James ve Bibby ile farkı açtı.. marionun insiyatif alması ve fark çift hanelere çıkınca gelen miami defansıdaki konsantrasyon düşüklüğü maçı koparıp gidebilecekken 4 sayıya bağladı.. daha iyi yüzdeyle oynamasına rağmen nowitski sadece kolay sayılara çıkıyor (6/16), kidd çok fazla hata yapıyor (4 TO) - maç tamamen Miaminin istemesine ve maçtan düşmemesine bağlı - şu ana kadar pamuk ipliğini sadece marion kuruyor (8/12 18 sayı)
üç çeyrekteki dengeyi ya da bir deyişle farkı ortaya koyan top kayıplarına 9-15 in üstüne eklenen 6-2 blok ve 10-6 top çalma oldu..
son çeyrekte Miami yine yükselerek başladı ve fark birden çift hanelere çıktı.. miami düşen defansını toplayıp hızlı hücumları iyi değerlendirince 85-73 geldi 7.37 ye kadar.. bence bu 2-0 dana daha önemli bir mesaj maçta dallasın düşmesi ve kalkması şu ana kadar oynanan 90 dakikada hep Miaminin elindeymiş imajı uyandırıyor.. keza 7 dakika kala 15 sayıya ulaşan fark 3:20 ye kadar miami üstüste dört hücum kaçırınca - ki bu dallas savunması nedeniyle değil biraz da süreyi doldurma adına miaminin hücumu zora sokması nedeniyle oldu - fark 4e kadar düştü.. bu geri geliş bu sefer terrynin oyuna katılması ve isabet bulması ile ikinci yarıya reset atılıp çıkan ve boş oynayan kiddonun üçlüğü ile oldu.. miami hücumunun bu olaylar (başka bir deyim bulamıyorum) sonucuna kroke duruma düşmesi maçı 54 sn kala skora 90-90a bağladı.. bir berbat hücum daha üzerine nowitskinin üçlüğü ile bütün söylediklerimi yemek üzereyken yarı sahadan başlayan hücumda dallasın rotasyonu unutması ve Lebronun iyi görmesi ile Chalmers 0,5 saniyelik sürede süper kritik bir üçlük atarak 24,5 sn kala 93-93 e bağladı.. son hücumda nowitskiyi lebronun değil boshun tutması faul hakkı varken faul yapmaması üstüne wunderkind ters eliyle turnikeyi bırakıp 3 saniye kala öne geçti.. son hücumda mola hakkı olmadığı için tüm sahayı geçmek zorunda kalan miaminin tamsaha pres altında zaten mucize bir basket dışında pek şansı yoktu ve olamadı da - ki orada el yakan topu wade e değil solda bekleyen chalmersa vermek gerekirdi diyorum..
maç sonunu iyi oynayarak buralara gelen iki takım arasında bu sefer dallasın 4. çeyrek geri dönüşü damga vurdu ve özellike mavs için sıradan bir galibiyetten çok daha anlamlı ve güven verici oldu - ne de olsa son 7 dakikaya 7-22 bir seri sığdırdılar...
haydi artık koparın şu maçı çığlıkları ve kutlama hazırlıklarının cümbüşü American Airlines Arenada sürpriz basket duasına dönüşebildiği için I LOVE THIS GAME...
1 Haziran 2011 Çarşamba
Welcome to Miami :)
maçta bu ortamda başladı ve bir NBA maçından ziyade bir Euroleague maçı tadında bir skorla kapandı ilk çeyrek "16-17".. herkes tedirginliğini biraz atıp kendine gelince daha zevkli bir maç izledik "27-27" - ne de olsa burası NBA burası Amerika.. kontrollü oyun öldürücü alan kan emici adam savunmaları set hücumu vs vs hepsinden hevesimizi Euroleaguede aldık zaten artık şov zamanı.. tabiki serinin bu iki takım nedeniyle beklenen bir özelliği savunma limitlerinin normal sezon hatta playofflardan bir kademe yüksek olması.. dallas alan savunmasıyla miami ise hırçın ve boğucu presiyle serinin 100leri bulmadan ilerleyebileceğini hatırlattı..
ilk yarıya dair en önemli nokta Boshun playofflarda alıştığımız kadar yüzdeli gitmemesi, James ve Wadein ise içeriyi çok fazla zorlamaması idi.. bu sürede Miamiyi sırtlayan özellikle Chalmersın üçlükleri oldu.. dallas kanadında skor yükünü Wunderkindden ziyade Terry aldı.. diğer bir nokta ise üçlük yüzdesinin beklenin aksine tabi belki alan savunmasının açık bıraktığı risk sonucu Miami tarafında ekstra yükselmesi oldu - ki bu ikinci yarıda King James ile zirve yaptı..
ikinci yarı Miami için kabus gibi bir 0-7 seri ile başladı ve çaylak Spoelstranın molası ile bizim BIG 3 köşeye sıkışmış boksör misali benche attı.. orada ne olduysa :) sonuç pozitif oldu ve miami tekrar oyuna ortak oldu - ki burada Lebronun peşpeşe 3/3 üçlükleri çok itici oldu; hele bir de üçüncü çeyrek biterken tam da son hücumu berbat kullandı demeye hazırlanırken havada dönerek çıkardığı bir üçlük var ki - sanırım orada Dirkün bile tüyleri ürperdi ve bu maçı bugün alamayız demişlerdir.. üçüncü çeyrekte James ağırlığını koyarken Wade hala kendini nadasa bırakmış ve 4e hazırlıyordu.. dallasta ise terry ilk devre attım benden paso, peja yok ben bugün atamam havasındayken marion gözüpek bir şekilde ağırlık koyaya çalışıyordu.. silahsörlerin sustuğu bugünde stevensonun iki üçlüğü de önemli bir noktaydı dallasın maça tutunma sürecinde.."22-17"
65-61 girilen dördüncü çeyrekte bir şekilde karşılıklı basketlerle ilerleyen maçta çeyreğin ilk kısmının sonuna doğru karşılıklı kaçırılan pozisyonlar ile süre erirken maç bir anda atanın koparacağı bir noktaya geldi ve kaçan 3er pozisyon sonrasında dallasın bu fırsatı değerlendiremeyişi ve Wadein 3,5 dk kala ağırlığını koymak istemesi maçı bitirdi: 79-73 iken bir bloğu bir üçlükle süsleyen Wade skoru 82-73 e taşırken bir pozisyon sonrasında bitime 2:48 kala Jamesin parkta gezercesne boyalı alana girip vurduğu hammer dunk maçı psikolojik olarak bitirdi: 84-75.. sonrasında Wade-James alley-up ve Wade-James-Bosh smacı sadece mesaj niteliğindeydi.."27-23"
önceki serilerinde özellikle maç sonlarını iyi oynayarak kritik maçlar çeviren ve serileri erken sonlandıran iki testiden biri bu maçta kırıldı ve miami serisine devam ederek playofflarda 10. iç sha galibiyetini aldı, dallas ise iki lakers üç oklohoma dış saha galibiyetinden sonra eli boş döndü..
ilk maçta belirleyici olan üçlük yüzdesinin tüm playofflarda olduğunun aksine dallastan miamiye dönmesiydi.. Lebronun 4/5 atması süper ekstra, ilk yarı chalmersın 3 üçlüğü biraz fazla (totalde 3/7) görülebilir.. diğer tarafta dallas da ekstra kötüydü, bench desteği ve zenginliği bu kadar zengin olan takım yokları oynadı: peja-terry-marion üçlüsünün 9/25 de kalması - ki burada marionu ayırmak lazım 6/12 ile görece iyiydi ve ikinci yarıda takımı oyunda tuttu - bareanın boyundan büyük ve ısracı hareketleri ile 1/8 bitirmesi hayal kırıklığı, nowitskinin 7/18 ile alışımışın altında şut kullanması Miami savunmasının artısı, Kiddonun Chandler üzerinden fazla oynayamaması ise kendi hatası olarak değerlendirilebilir. hala dersine iyi çalışan bir Dallasın ibreyi tekrar kendine çevirmesi işten değil.. işte tam orada karşılarına BIG 3 çıkacak.. boshun sertliği bir kademe arttırması, Lebronun 2 değil 3 çeyrek Wadein 1 değil 2 çeyrek oynaması daha fazla içeri katetmesi gibi bir iki vites arttıracak BIG 3 yukarıdaki hamlelere cevabını vermiş olur.. net olan bir şey var ki iş sadece Wunderkinde kalırsa yetmeyecektir - ki buna Cleaveland sendromu diyorum ben :) James de hiç bir zaman yetmemişti...
2-3-2 şeklinde oynana bir seride yarınki maç Miami için büyük önem taşıyor, vahşi batıya 2-0 önde gitmek ve muhtemel bir 4. maç gelibiyeti serinin bir daha Miamiye gelmeden bitmesi anlamına gelebilir..
Stockton Malone Barkley gibi efsanelerin yüzük yolunda hep hüznü yaşadığını ve solup gittiklerini düşünürsek ne Kidd ne de Dirk yüzüksüz giderse üzülürüm diyebilirim.. bu nedenle sonuna kadar BIG 3 ve Miami diyorummm.
uykusuz gecelere..
31 Mayıs 2011 Salı
NBA Finalleri 2011
Koskoca bir sezon beklentiler sürprizler heyecanlar hayal kırıklıkları hepsi geride kaldı, hepsi bugünler içindi.. Güzel bir sezona yakışır bir Playoff dönemi geçirdik.. ve işte final..
Chicagonun 13 yıl sonra tekrar lider olarak ortaya çıkması şüphesiz beklenen bir şey değildi, ama Boozer takviyesi genç ve inatçı takım skorer ama takım oyunu oynayan oyuncular ve ne zamandır beklenen patlamayı yapan delici "matkap" Rose ile imkansız da değildi.. Öte yandan BIG3 li Miami beklenen seviyede başlamadı, ama krallar birbirlerine alıştıkça önemli bir seri yakalayarak arzulanan tabloyu sergilediler - playoff yaklaştıkça da mesaj maçlarını daha bir iyi oynamaya başladılar.. Bu dönemde tek problem dallas chicago orlando gibi kafa takımlara karşı aldıkları kötü sonuçlardı.. Bostonun ihtiyarları Rondo desteğiyle yüzüğe her zaman ortak olduklarını gösterdiler.. ama transfer döneminde perkinsi kaptırmalarını hiç bir zaman anlayamadım.. Orlando ise hem inişli çıkışlı hem de fırtınalı bir sezon geçirdi - gele ve giden oyuncular birbirini arattı ve sanırım ibre hep eksi de kaldı..
Batıda başka bir süper üçlü ve ihtiyar grubu -SAS- seri adımlarla liderliği domine etti ve son haftalardaki büyük kayıplar olmasa Jordanlı Chicagonun 72-10 serisini egale edecek hatta geçecek gibi durdu.. Lakers her zamanki gibi normal sezonu dalga geçer ritimde iki ileri bir geri şekilde geçti - ama sanki jackson üstadın 3 peat'iyle pek ilgilenmiyor gibilerdi.. wunderkind liderliğindeki veteran takım Mavs son şansları olduğunun bilincinde bir sezonu çok da iyi bir derece ile bitirdi. Durantin daha uzun yıllar ligi domine edecek adamlardan biri olduğunu zaten Dünya Şampiyonasına görmüştük; o da çılgın atmaya ve takımı sürüklemeye devam etti.
Konferans finallerine kısaca bir göz atarsak:
Doğu: Ağır topların kafa takımlarda kümelenmesi nedeniyle saman alevi dirençler dışında sürpriz çıkmadı.. Bu yolda Melo takviyeli New York Knicksin Amaresiz Bostona dayanamaması normaldi fakat gönül isterdi ki biraz daha çekişmeli geçsin.. Atlantanın Orlandoyu geçmesi belli başlı tek sürpriz olarak kalacak gibiydi.. Vites arttıran BIG3 tedirginliğe yer vermeksizin Bostonu geçerken, Chicagonun Atlantayı beklenenden kolay geçmesi Doğu Finalinde büyük bir çekişme beklentisi yarattı.. ama konferans finali daha ilk dakikadan el yakan topların oynandığı yerdi ve tecrübenin yetenekle birleştiği o noktada zafer kaçınılmazdı. saha avantajını eline bulunduran Bullsun ilk maçı hem de önemli bir mesajla (103-82) alıp artık direnci de artacak derken, ikinci maçta her zaman playofflarda o son hamleyi yapıp işi koparamamakla suçlanan Kral James sahneye çıkarak 29-10-5 lik bir performansla saha avantajını Miamiye taşıdı.. Miamideki ilk maçta beyazlar BIG3 nin alışılmışın dışındaki performansı ile (Sayı Boshtan, Asist Jamesden, Rib Wadeden) kazanıp, ikinci maçta özellikle son periyot ve overtimeda Jamesin domine oyunuyla seriyi 3-1e taşıdı.. içimizdeki Jordan ve Chicago sevgisi bu işin Unitedda bitmesine el vermese de, Lebron James tekrar sahneye çıkıp 28-11-6 lık istatistiği ve kazanma arzusu ile maçı geri döndürmesi Miamiyi finale taşıdı.. tecrübenin önemin 4. maçın uzatmasında ve 5. maçın son 4 dakikasında gördük.. 3 dakikada 18-3lük seri ile 12 sayılık farkı kapatan BIG3 ileriki yıllarda sahne ve şampiyonluk almaya aday Chicagolu gençlere önemli bir ders ve tecrübe verdi..
Batı: Sürprizlerin hiç bitmeyeceği daha ilk turda ilk maçlarda konferans liderlerinin ilk maçlarını sahalarında kaybetmeleriyle belli oldu.. Spurs Memphise Lakersda Hornetsa mağlup oldu.. Tecrübeleri belki de Grizliesin toplamı olan Duncan-Parker-Manu üçlüsü sanırım tüm şarjörü sezonda harcamış olacak ki "direnemediler" - ki bir konferans lideri için her zaman söylenebilecek bir şey değil.. Lakersın adı Paul ve arkadaşlarını elemeye yetecek kadar olsa da iyi sinyal vermediler ve nitekim de 3 peat yolunda pek fazla ilerleyemediler. En fazla çekişmeye sahne olabilecek seri olarak görülen Denver - Thunder eşleşmesinde ise belki de Melo kaybı ve yeni gelenlerin tam oturmaması ve tabi ki KD faktörü ile son çabuk geldi.. yılın olayı belki de 3lük yağmuru altında geçen seride Lakers potasını vahşi batının silahsötlerinden koruyamadı ve bir değil iki değil dört maçtaki >40 % üçlük yüzdesiyle Dallas Kobeyi süpürdü Jackson ütadı emekli etti.. Memphis inadına devam edip zaten normal sezonda 3-1 yaptığı Thunderı zorladıysa da KD ve arkadaşları finale tutundu 4-3.. takım oyunu ve yıldızların savaşında bu seferlik yıldızlar kazanmış oldu.. ama yıldızların sürüklediği takımlar playofflarda aynı sonu yaşar, ya iyi kilitlenirler ya da tükenirler.. sanırım thunder da tükendi ve umutlarını önümüzdeki yıllara yeşertti; dallas 4 oklohama 1
gelelim son noktaya NBA FİNALİ...
GODS of the ARENA: Dallas Maverics - Miami Heat..
bir tarafta takım oyunu bir tarafta yıldızlar karması...
DALLAS kanadında bu hikayeyi bu kadar büyüten her zaman skoru tutan "wunderkind" olsa da, kiddin oyun gücü, 3 silahsörlerin /marion-peja-terry/ 3 lükleri, bareanın desteği, chandlerin cüssesi - kısacası takım oyunu ve silahların çeşitliliği Mavsı sürükleyen buralara kadar getiren esas şey... tek eksik sanırım butler olacaktır - ki normal sezonda aralarındaki maçlarda farkı yaratan butlerın skorerliği olmuştu... ayrıca bunun son şansları olduğunu hepsi biliyor - en az 5 oyuncu 3-4 yıl daha üst seviyede oynayabilecek ama bir daha buraları göremeyebileceklerini çok iyi biliyorlar..
Miami Ateşini ise anlatmaya gerek var mı biliyorum.. gözler hep üzerlerindeydi ve NBA 28-30 takım olalı ilk kez bu kadar büyük isimler biraraya geliyordu.. bu da beklentileri hep yüksek tuttu, hiçbir zaman yeterli olmadılar.. halbuki önce yüzük özlemlerinin egolarının üstünde olduğunu kanıtladılar, sonra atmak kadar şov kadar tutmayı da bildiklerini gösterdiler, mike-mike transferleriyle üçlünün etrafını güçlendirecek akıllı hareketler yaptılar, wade attı King hep triple double civarında gezdi hep çok yumuşak olmakla suçlanan Bosh bile playofflarda amansız bir kaya gibi çarptı hem geride hem ileride.. tek başına haslemin geri dönüşü bile çok büyük bir artı..
şimdi her iki takımında birbirini nasıl tutacağı merak ediliyor.. Dallas bir kere çizginin gerisinden çılgın atmaya devam ederse sonuç çok net olacaktır özellikle dış atışlara karşı yumuşak karnı olan bir Miami karşısında.. yüksek postta dirkün tek ayak fadeaway ve omzunun arkasından çıkardığı şutların muhatabı James olacak gibi, içeride kidd-chandler oyununu Wade - Bosh ne kadar süzebilecek göreceğiz.. yaş ve atletizm farkını göz önüne aldığımızda da özelilkle kapılacak toplar ve fart breakler ile Miaminin etkili olacağını tahmin ediyorum..
TAHMİNİM: 4-2 Miami Şampiyon
Uykusuz Geceler :)
ttp://www.nba.com/gameline/20110531/
eJdeR